Ülkelerin Ekonomik Gelişmişlik Düzeylerini Açıklamakta Mülkiyet Hakkı Ve Kurumlar Arasındaki İlişki

Kurum (institution) ve kurumsal yapı (institutional structure) ile ilgili genel bir tanım vermek oldukça zordur. Kurum kavramının ne anlama geldiği ve kurumsal yapının neyi ifade ettiği konusunda kesin bir tanım olmamasına karşın. Genel olarak kurumsal bakış açısı kurumları, insanlar arasındaki etkileşimi şekillendiren, yine insanlarca oluşturulmuş kurallar ve kısıtlamalar olarak tanımlar. North’un ifadesiyle kurumlar, gündelik yaşamı bir yapıya kavuşturarak belirsizliği azaltır ve bireysel etkileşime rehberlik etmektedir.[1] Commons ise kurumları; “bireysel davranışları denetim altında tutarak, gelişmelerini ve yayılmalarını kısıtlayan bir toplu eylemlilik” diye tanımlarken, Veblen “belirli bir dönemde yaygın olarak kabul gören düşünce ve davranış alışkanlıkları” olarak ele almaktadır.[2]  

 

Kurumların amacı, oyunun nasıl oynanacağını tanımlamak ve belirlemektir. Bu anlamda kurumlar belirsizliklerin ve eksik bilginin hakim olduğu piyasada, bireylerin başka iktisadi aktörlerin ne yapacakları ya da nasıl karar verecekleri yönünde beklentilerini oluşturmalarına yardımcı olan bir tür oyunun kurallarıdır.[3]

 

Kurumlar özellikleri itibariyle insan davranışlarına düzenlilik ve tekrarlanabilirlik kazandırırlar. Bu kurumlar, kanun biçiminde yazlı ya da resmi (formel) olabileceği gibi sözlü ya da davranış biçiminde (informel) de olabilirler. Formel kurallar, ekonomik kurallar ve sözleşmelerden oluşmaktadır. Bunlar anayasalar, sözleşmeler ve mülkiyet hakları olarak sıralanabilir. Bu kurallar devletin öncelik sırasını, onun temel karar alma mekanizmasını ve gündeme ilişkin denetim niteliklerini tanımlamaktadır. Ekonomik kurallar ise mülkiyet haklarını tanımlamaktadır.[4] Formel olarak ifade edilen bu kurallar toplumda genel olarak kabul edilmiş ve meşruiyeti sorgulanmayan, yüksek yaptırım gücüne sahiptirler. Bunlar devlet tarafından oluşturulmuş ve yaptırım gücünü bizzat devletten alan kurallardır.

 

Ancak devlet dışındaki bazı özel kuruluşların veya sivil toplum örgütlerinin de aynı devlet gibi bu tip kurallar yaratma gücü bulunmaktadır.[5] İnfromel kurumlar ise; ahlak, gelenek görenek ve ideoloji olarak sıralanabilir bu kurallar genel olarak toplumun yaşam biçimini belirleyen resmi olmayan davranış kuralları olarak nitelenebilir. Kurumları bir bütün olarak formel ve informel kurallar seti olarak düşündüğümüzde bazı toplumlar bu kurallar setinin oluşturduğu kötü kurumlara ya da kurumsal yapıya sahipken bazı toplumlar ise üretimi, yatırımı, istikrarı yenilik yapmayı, güveni ve beşeri sermayeyi geliştirmeyi sağlayacak kısacası ülkelerin ekonomik performansının gelişimini teşvik edecek iyi kurumlara sahiptirler.[6]

 

İktisat  biliminin temelinde ‘Mülkiyet Hakları vardır. Çünkü kıtlık ve rasyonellik gibi temel kavramlar, mülkiyet haklarına ilişkin bir alt yapı üzerine kuruludur. Kıt kaynakların dağıtımı, bu kaynakları kullanım haklarının kime ait olacağının belirlenmesi demektir. Aynı zamanda bir malın fiyatının nasıl oluşacağı, mübadele edilip edilemeyeceği mülkiyet hakları tanımlanmadan bilinemez. Bu açıdan malların fiyatlandırılmasına ilişkin olarak oluşan sorunlar aslında bir mülkiyet hakları sorunudur.[7]

 

Mülkiyet hakları genel anlamda üç çeşittir: reel/fiziki mülkiyet, finansal mülkiyet,  fikrî mülkiyet Fabrika ve teçhizat, bina, arazi ve dayanıklı mallar reel/fiziki mülkiyeti; hisse sendi, tahviller ve bankadaki paralar finansal mülkiyeti; yaratıcı çabanın maddi olmayan ürünleri ise fikrî mülkiyeti ifade etmektedir .[8]

 

 Bu noktada mülkiyet hakkı A. Alchian’ın ifadesiyle bireylerin kaynakları kullanma hakları anlamına gelmektedir. Ancak bu süreçte başka bireylerin mülklerinin fiziksel özelliklerinin değiştirilmemesi ve başka bireylerin kaynakları kullanma hakkı engellenmemelidir.[9] Mülkiyet haklarının tanımlanmasında ve korunmasında temel yükümlülük kamu otoritesine yani devlete aittir. Ancak bunun için devletin sadece yasalar koyması yeterli değildir. Bu yasaların alışkanlıklar gelenekler, görgü kuralları gibi informel kurallarla desteklenmesi yani meşruiyet kazanması gerekmektedir. Devletin mülkiyet haklarının gereklerini yerine getirmek için taraflara gerekli baskıyı uygulama gücünün olduğu noktada işlem maliyetleri hızla düşecek ve böylece bireylerin iktisadi etkinlikleri hız kazanacaktır.

 

Kurumsal iktisadın araçlarından bir diğeri olan mülkiyet hakları, kurumsal yapının iktisadi büyümenin teşvik unsurlarından birini oluşturmaktadır. Mülkiyet hakları kaynak tahsisinde ve bölüşümde farklılıklar yaratarak ülkelerarası büyüme farklılıklarına yol açabilmektedirler.

 

Herhangi bir mal veya kaynak üzerinde mülkiyet hakkı, söz konusu kaynak veya malı tüketme, başkasına devretme ve kontrol etme haklarını kapsamaktadır. North, mülkiyet haklarını “bireylerin kendi emekleri, sahip oldukları mal ve hizmetler üzerinde kazandıkları haklar” olarak tanımlamakta ve kurumsal çerçevenin bir fonksiyonu olarak ifade etmektedir.[10]

Mülkiyet haklarının güvenliği ve sürekliliği, modern iktisadi büyümenin temelinde yatan ana unsuru oluşturmaktadır. Bu durum ise, girişimcinin, servetin getirisi üzerinde yeterli bir kontrol hakkına sahip olmadığı, sadece birikimde bulunma ve buluş yapma teşvikine sahip olamamasından kaynaklanmaktadır. Rodrik, temel kavramın mülkiyetten çok kontrol kavramı olduğunu; resmi mülkiyet hakkının kontrol hakkını sağlamada sadece önemli olmayacağını ifade etmektedir. Mülkiyet hakkının tek basına yasallaşması, mülkiyet haklarının korunması için, ne gerekli ne de yeterli bir durumdur. Mülkiyet haklarının yapısı, korunması ve iktisadi faaliyetleri nasıl etkilediği, farklı siyasal rejimler ve yaklaşımlar çerçevesinde değerlendirilen bir sorun olmakla birlikte, bu konuda bir fikir birliği bulunmamaktadır.[11]

 

Yeni kurumsal iktisat ise, iktisadi büyümenin temel belirleyicisi olarak mülkiyet haklarının korunması gerektiği üzerinde durmaktadır. Bu çerçevede, mülkiyet haklarının korunması ile iktisadi büyüme arasındaki ilişki işlem maliyeti-etkin kaynak tahsisi çerçevesinde kurulmaktadır. North toplam üretim maliyetini, malın fiziksel özelliklerini değiştirmek ve işlem-mülkiyet haklarını tanımlamak, korumak ve uygulamak için gerekli toprak, emek ve sermaye gibi kaynak girdilerini içerecek şekilde tanımlamış ve işlem maliyetini de bunun bir parçası olarak ifade etmiştir.[12]

 

Bu çerçevede, iktisadi işlemlerin karmaşıklığı ve geleceğe dönük bazı belirsizlikler içermesi, yapılan sözleşmelerin çok ayrıntılı olmasını, mevcut ve olası durumları kapsaması gerekliliğini doğurmaktadır. Fakat bu şekilde yapılan işlemlerin maliyeti çok yüksek olacaktır. Ayrıca, bütün olası durumları dikkate alan sözleşmelerin pratikte hazırlanması da oldukça zordur. İşlem maliyetini düşürmek için mülkiyet haklarının korunması ve iyi bir şekilde tanımlanması gerektirmektedir. İşlem maliyetinin yüksek, mülkiyet üzerindeki kontrol haklarının iyi korunmadığı ve belirsizliğin hakim olduğu durumlarda, yatırımcılar yatırım kararı almayacaktır. Bu ise fiziki ve beşeri sermaye yatırımlarını düşürerek iktisadi büyüme üzerinde olumsuz bir etkiye yol açacaktır.

 

Ülkelerin gösterdikleri büyüme oranlarındaki farklılıklar her dönemde iktisatçıları meşgul eden konuların başında gelmektedir. Araştırmacılar arasında hangi faktörlerin daha baskım olduğu konusunda genel bir uyum gözlenmese de özellikle son dönemlerde kurumların etkisi daha vurgulanır olmuştur[13]. Toplumda kişi başına gelirin artmasında, ülkenin sahip olduğu beşeri ve fiziki sermaye ile teknolojinin olduğu artık yadsınamaz bir gerçeklik halini almıştır. Kaynak dağılımı benzer olan ülkelerin belirli bir döneminin sonunda sahip oldukları kurumlara bağlı olarak büyüme oranlarında ciddi farklılıkların olduğu görülmektedir. Konu ile ilgili en ilgi çekici örnek başlangıç durumları, bulundukları coğrafya ve beşeri sermaye açısından bir zamanlar aynı durumda olan Güney ve Kuzey Kore’dir. İki ülkenin farklı kurumsal yapıları benimsemesi ile zaman içinde ülkeler arasında ciddi bir fark oluşmuştur. Kurumların fark yaratan etkisi ise toplumdaki bireylere çalışma ve yaratımları konularında verdikleri müşevviklerle ilgilidir ve bu anlamda değerlendirildiğinde mülkiyet yapısı özellikle önem kazanmaktadır.

 

Mülkiyet haklarına saygılı ve bireyi temele alan ülkelerdeki sosyal ve ekonomik gelişim ile diğer kurumsal yapıları benimseyen ülkeler arasındaki makasın açık olduğunu net bir şekilde görmekteyiz. Ülkelerin mülkiyet haklarının korunmasına dair skorları, onların gelişmişlik düzeyinin bir göstergesi gibi durmaktadır.

                                                                                                              

 

 

 

 

 

 


[1] Douglass C. North, Kurumlar, Kurumsal Değişim ve Ekonomik Performans, İstanbul, Sabancı Üniversitesi Yayınları,2002,s. 10

[2] Eyüp Özveren, Kurumsalcı İktisat, Ankara: İmge Yayınları, 2005,s.47

[3] North,s.11

[4] North,s.4

[5] Özveren,s.48

[6]  Daron Acemoğlu, Root Causes. A historical approach to assessing the role of

institutions in economic development” Finance and Developments, (June, 2003), s27

[7] Fuat Oğuz , Mülkiyet Hakları Bir Ekonomik Analiz. Roma Yayınları, Ankara, 2003,s. s.13

[8] Meral Uzun . Mülkiyet Hakları ve Ekonomik Gelişme. Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Dergisi, Cilt.23, Sayı.1, s.292

[9] ALCHIAN,A. “Mülkiyet Hakları İktisadına Giriş” Çev. Rasim Kutlu, Devlet, Mülkiyet ve İktisat içinde, 2000 ,s 202

[10], Douglass C. North, Kurumlar, Kurumsal Değişim ve Ekonomik Performans, İstanbul, Sabancı Üniversitesi Yayınları,2002,s. 47

 

[11] RODRIK, Dani, “Institutions For High-Quality Growth: What They Are And How To Acquire Them,” NBER Working paper 7540, 2000,s.5

[12] North,2002,s.40

[13] Acemoğlu D, Johnson, S., Robinson, J.A , “The Colonial Origins of

Comparative Development: An Empirical Investigation” American Economic Review, 91, 2001, s.1369

Yorum bırakın

Filed under Uncategorized

GökçeDergi

RÜYA İÇİNDE RÜYA

Al bu buseyi kaşın üzre sen!
Ve işte şimdi ayrılıyorken,
İzin ver itiraf edeceğim
Yanlış değildi söylediğin
Günlerin bir rüyaydı derken;
Uçup gittiyse umut yine de
Geceleyin ya da gündüz,
Hayalde ya da hiçbirinde
Peki kaybımdan eksilen ne?
Rüya içinde bir rüyadır
Hep gördüğümüz, göründüğümüz.

Bir uğultunun ortasındayım
Dalgaların dövdüğü bir kıyıda,
Ve avucumda tuttuğum
Altın kum taneleri
Azlar! Ama nasıl da kayıyorlar?
Derinliğe parmaklarımdan,
Ağlarken  ben ağlarken!
Tanrım! Sıkıca tutamaz mıyım
Bırakmadan avucumdan?
Tanrım! Kurtaramaz mıyım
Birini acımasız dalgadan?
Yoksa rüya içinde bir rüya mı
Hep gördüğümüz, göründüğümüz?

                                         Edgar   Allan   Poe
 

Yorum bırakın

Filed under Uncategorized